Antalya Ticaret Borsası (ATB) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, ATB Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Toplantı Salonu’nda yapıldı....
Antalya Ticaret Borsası (ATB) Ağustos Ayı Meclis Toplantısı, ATB Meclis Başkanı Erdoğan Ekinci başkanlığında ATB Toplantı Salonu’nda yapıldı. ATB Yönetim Kurulu Başkanı Ali Çandır, 2026 yılının ilk yedi ayında Türkiye’nin ihracatının yüzde 4,2 artarak 141 milyar dolara, Antalya’nın ihracatının ise yüzde 14,2 artışla 1,38 milyar dolara ulaştığını belirten Çandır, Antalya ihracatının Türkiye ortalamasının 10 puan üzerinde büyüdüğünü söyledi.
ATB Başkanı Çandır, Malazgirt Zaferi’nin 955’inci yıl dönümünde Sultan Alparslan’ı, Büyük Taarruz’un 104’üncü yıl dönümünde Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü, silah arkadaşlarını ve tüm kahramanları saygı, minnet ve rahmetle andı. Alanya, Gazipaşa, Kaş ve Kumluca başta olmak üzere yurdun birçok noktasında yaşanan orman yangınlarından etkilenen vatandaşlara geçmiş olsun dileklerini ileten Çandır, yangınlarla mücadele edenlere teşekkür etti. Orman yangınlarının yalnızca doğal alanları değil, su kaynaklarını, tarım alanlarını, kırsal ekonomiyi ve yaşam alanlarını da tehdit ettiğini belirten Çandır, ormanların korunması, yangın riskinin azaltılması ve zarar gören alanların yeniden kazanılmasının ortak sorumluluk olduğunu söyledi.
"Ödeme ve tahsilat sorunu daha hızlı büyüyor"
Temmuz ayı verilerinin Antalya’da işletmelerin üretmeye ve ticaret yapmaya devam ettiğini ancak finansman tarafındaki baskının giderek ağırlaştığını gösterdiğini belirten Çandır, yılın ilk yedi ayında ibrazında ödenen çek tutarının Türkiye’de yüzde 18, Antalya’da yüzde 25 arttığını kaydetti. Karşılıksız çek tutarındaki artışın ise Türkiye’de yüzde 52, Antalya’da yüzde 85’e ulaştığını bildiren Çandır, Temmuz ayında Antalya’daki karşılıksız çek tutarının geçen yılın aynı ayına göre yüzde 99 arttığına dikkat çekti. Çandır, "Ticaret hacmimiz büyürken, ödeme ve tahsilat sorunu çok daha hızlı büyüyor" dedi. Şirket verilerinde daha olumlu bir görünüm bulunduğunu belirten Çandır, ilk yedi ayda Antalya’da kurulan şirket sayısının yüzde 7 arttığını, kapanan şirket sayısının yüzde 12 azaldığını söyledi. Temmuz ayında Türkiye’de şirket kuruluşları yüzde 3 azalırken Antalya’da yüzde 12 arttı.
"Kredi büyüyor ancak ödeme gücü aynı hızda büyümüyor"
Kredi verilerini de değerlendiren Çandır, Haziran itibarıyla toplam nakdi kredilerin Türkiye’de yüzde 38, Antalya’da yüzde 42 arttığını, takipteki alacakların ise Türkiye’de yüzde 81, Antalya’da yüzde 89 yükseldiğini bildirdi. Antalya’da kredi kullanımının ticaret ve inşaatta yüzde 38, tarımda yüzde 34, turizmde yüzde 30 arttığını belirten Çandır, Antalya’nın turizm kredilerinde Türkiye toplamının yüzde 41’ini oluşturduğunu söyledi. Yılın ilk altı ayında nakdi kredilerin Antalya’da yüzde 14,3, Türkiye’de yüzde 13,8 arttığını, aynı dönemde enflasyonun yüzde 18 olduğunu kaydeden Çandır, kredi hacminin yılbaşından bu yana reel olarak daraldığına dikkat çekti. Hane halkı kredilerinde de benzer bir tablo bulunduğunu belirten Çandır, Antalya’da konut kredilerinin yüzde 50, diğer tüketici kredilerinin yüzde 43, bireysel kredi kartlarının yüzde 46 arttığını, taşıt kredilerinin ise yüzde 22 gerilediğini söyledi. Konut kredilerindeki artışın Türkiye ortalamasının 13 puan üzerinde gerçekleştiğine dikkat çeken Çandır, "Çok uzun bir süredir ekonomimizin yapısal lokomotifi krediler olmuştur. İşletmelerimiz ve toplumumuz krediye bağımlı hale gelmiştir. Dolayısıyla kredi politikalarındaki uygulamalar hepimizi yakından etkilemektedir" dedi.
Çandır, "Rakamları birlikte değerlendirdiğimizde temel sorun nettir: Kredi büyüyor ancak ödeme gücü aynı hızda büyümüyor. Takipteki alacakların kredi hacminden çok daha hızlı artması, işletmelerimizin finansman yükünün ağırlaştığını gösteriyor" dedi. Temel sektörlerde kredi artışının uzun süredir enflasyon civarında veya altında kaldığını belirten Çandır, kullanılan kredilerin önemli bölümünün yeni yatırımdan çok mevcut faaliyetleri sürdürmeye ve borç çevirmeye yöneldiğini söyledi. Çandır, "Bugün ihtiyacımız olan; uygun maliyetli, uzun vadeli, erişilebilir ve sektörlerin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmiş finansmandır. Finansman, üretimi ve ticareti büyüten bir araç olmalı; işletmelerimizi borç çevirmeye mahkûm eden bir yük haline gelmemelidir" diye konuştu.
"OVP’de tarım stratejik sektör olarak ele alınmalı"
Eylül ayında açıklanacak yeni Orta Vadeli Program’ın iş dünyası açısından büyük önem taşıdığını belirten Çandır, yeni OVP’de tarımın stratejik sektör olarak ele alınmasını beklediklerini söyledi. Üreticinin yüksek gübre, enerji, akaryakıt ve işçilik maliyetleriyle karşı karşıya olduğunu, tüccar ve sanayicinin ise yüksek finansman maliyeti ve kur baskısıyla mücadele ettiğini belirten Çandır, "OVP’nin; üreticiyi üretimde, tüccarı ticarette, sanayiciyi üretim ve ihracatta tutacak bir çerçeve ortaya koyması gerekiyor" dedi. Desteklerin maliyetlerle uyumlu ve öngörülebilir olması gerektiğini vurgulayan Çandır, finansmana erişimin uygun maliyetli ve uzun vadeli hale getirilmesi, üretim ve ihracatın rekabet gücünü koruyacak kur ve kredi politikalarının oluşturulması ve yatırımı teşvik eden öngörülebilir bir ekonomik ortam sağlanması gerektiğini söyledi.
"Antalya ihracatı Türkiye ortalamasının 10 puan üzerinde büyüdü"
2026 yılının ilk yedi ayında Türkiye’nin ihracatının yüzde 4,2 artarak 141 milyar dolara, Antalya’nın ihracatının ise yüzde 14,2 artışla 1,38 milyar dolara ulaştığını belirten Çandır, Antalya ihracatının Türkiye ortalamasının 10 puan üzerinde büyüdüğünü söyledi. İlk yedi ayda tarımın toplam ihracattaki payının Türkiye’de yüzde 15, Antalya’da yüzde 59 olduğunu kaydeden Çandır, sanayinin payının Türkiye’de yüzde 82, Antalya’da yüzde 26; madenciliğin payının ise Türkiye’de yüzde 3, Antalya’da yaklaşık yüzde 12 olduğunu belirtti. Çandır, "Türkiye’nin ihracatını sanayi, Antalya’nın ihracatını ise tarım sürüklüyor. Dolayısıyla tarım Antalya için yalnızca bir üretim alanı değildir. Tarım; ihracatımızın, istihdamımızın, lojistiğimizin ve kent ekonomimizin temel unsurlarından biridir" dedi. Antalya’nın tarım ve gıda ihracatının 817 milyon dolara ulaştığını belirten Çandır, yaş meyve ve sebze ihracatının miktardaki yüzde 14’lük düşüşe rağmen değer olarak yüzde 24 artışla 497 milyon dolara, süs bitkileri ihracatının ise yüzde 2 artışla 43,6 milyon dolara ulaştığını söyledi. Çandır, hedefin yalnızca daha fazla ihracat yapmak değil, daha yüksek katma değer üreten, daha rekabetçi ve dış şoklara karşı daha dayanıklı bir ihracat yapısına ulaşmak olması gerektiğini vurguladı.
"Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği Antalya ihracatını da ilgilendiriyor"
İhracat performansının sürdürülebilmesi için dış pazarlardaki gelişmelerin yakından izlenmesi gerektiğini belirten Çandır, Rusya-Ukrayna Savaşı kapsamında Karadeniz’de limanlara ve ticari gemilere yönelik saldırıların dış ticaret açısından önemli risk oluşturduğunu söyledi. Rusya’ya yapılan yaş meyve ve sebze sevkiyatlarında Samsun-Karadeniz hattının önemli bir güzergâh olduğunu hatırlatan Çandır, "Karadeniz’de seyrüsefer güvenliği Antalya ihracatını da doğrudan ilgilendiriyor. Ticaret yollarının açık ve güvenli tutulması, ihracatımızın sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyor" dedi.
"Bir işletmenin sorunu tüm sektörün sorunu değildir"
Tarımsal ticaret açısından son dönemde üzerinde durulması gereken konulardan birinin konkordato olduğunu belirten Çandır, Antalya Halinde bazı firmaların konkordato ilan etmesinin sektörde doğal olarak endişe oluşturduğu söyledi. Ancak bazı firmaların konkordato ilan etmesinin sektörün tamamının riskli olduğu anlamına gelmediğini vurguladı. Konkordato uygulamasında kamu ve banka alacakları ile üretici ve ticari işletmelerin alacaklarının farklı değerlendirilmesi gerektiğini belirten Çandır, üreticinin ürününü teslim ettikten sonra alacağını zamanında tahsil edememesinin finansal sıkıntının zincirleme biçimde diğer işletmelere de yansımasına neden olduğunu söyledi. Çandır, "Konkordato sisteminin, finansal sıkıntı yaşayan işletmeye nefes aldırırken üreticiyi ve ticari zinciri mağdur etmeyecek şekilde yeniden ele alınmasını bekliyoruz. Bankalarımızın da sektör bazlı genelleme yapmak yerine firmaların kendi mali yapılarını ve ödeme performanslarını dikkate almasını önemsiyoruz. Bir işletmenin yaşadığı finansal sorun, aynı sektörde faaliyet gösteren bütün işletmelerin sorunu değildir" dedi.
"Üreticiyi bugün desteklemezsek gıda arzını da riske atarız"
Antalya’da hububat hasat mevsiminin tamamlandığını belirten Çandır, Türkiye’de ise hasadın önemli bölümünün geride bırakıldığını söyledi. Türkiye genelinde rekoltenin yüksek, hasadın bol ve bereketli geçtiğini kaydeden Çandır, Antalya’da verimin bölgelere göre önemli farklılıklar gösterdiğini ifade etti. Sahilde aşırı yağıştan etkilenen alanlarda dekara 200-400 kilogram, Elmalı Ovası’nda su altında kalan arazilerde 150-200 kilogram seviyesinde kalan verimin, bakımlı arazilerde ve yaylada genel olarak dekara 400-600 kilograma ulaştığını belirten Çandır, yüksek rutubet ve özellikle orman arazilerine yakın bölgelerde görülen süne nedeniyle bazı bölgelerde ürün kalitesinde sorunlar yaşandığını söyledi. Meslek komitelerinden gelen değerlendirmeleri paylaşan Çandır, akaryakıt ve gübre başta olmak üzere artan maliyetlerin üreticinin gelecek sezon ekim kararını olumsuz etkilediğini belirterek, "Üreticinin üretimden kopmaması için artan girdi maliyetlerine karşı doğrudan, hedefli ve öngörülebilir desteklerin hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü üreticiyi bugün desteklemezsek, yarın yalnızca üreticiyi değil; gıda arzını ve tüketiciyi de daha yüksek maliyetlerle karşı karşıya bırakırız" diye konuştu.
"Coğrafi işaret tescili tek başına yeterli değildir"
Susam üretimindeki gelişmeleri de değerlendiren Çandır, ithal ürünün fiyat avantajı ve özellikle Mısır’dan gelen susamın Antalya’da üretilen yerli susama renk bakımından benzerliğinin coğrafi işaretli Manavgat Altın Susamı açısından önemli bir rekabet riski oluşturduğunu söyledi. Yerli üretimin korunması ve Manavgat Altın Susamı’nın rekabet gücünün sürdürülebilmesi için gerekli tedbirlerin alınmasını önemsediklerini belirten Çandır, "Coğrafi işaret tescili tek başına yeterli değildir. Coğrafi işaretli ürünün üreticisini korumak, ürünün piyasadaki değerini artırmak, markalaşmasını sağlamak ve haksız rekabete karşı korumak da gerekiyor" dedi.
"Su, Antalya ekonomisinin geleceğidir"
ATB’nin 2026 yılı faaliyet programında "Su"yu ana tema olarak belirlediğini hatırlatan Çandır, suyun artık yalnızca çevre meselesi olmadığını vurgulayarak, "Su; tarımın, turizmin, sanayinin, kent yaşamının ve Antalya ekonomisinin geleceğidir" dedi. 15-16 Eylül tarihlerinde "Antalya Su Diyaloğu: COP31’e Giden Yol" başlığıyla tarım, turizm, sanayi ve kentsel su yönetimi alanlarında sektörel toplantılar düzenleyeceklerini belirten Çandır, toplantılarda her sektörün su konusundaki mevcut durumunun, sorunlarının, iyi uygulama örneklerinin ve çözüm önerilerinin ortak akılla değerlendirileceğini söyledi. 23 Eylül’de "Antalya Su Zirvesi"ni gerçekleştireceklerini kaydeden Çandır, "Hedefimiz; Antalya’nın su konusundaki ortak iradesini, çözüm önerilerini ve somut hedeflerini bir araya getirerek COP31’de açıklayacağımız ortak bir su eylem çerçevesi oluşturmak. COP31’i yalnızca Antalya’da gerçekleştirilecek uluslararası bir toplantı olarak değil, kentimizin su ve iklim politikalarında kalıcı bir dönüşüm oluşturacak bir fırsat olarak değerlendirmeliyiz" dedi. Çandır, Meclis üyelerini ve Antalya’nın su geleceğine katkı sunmak isteyen tüm paydaşları sektörel toplantılara ve Antalya Su Zirvesi’ne davet etti.
"Üretimimizi korumak, ticaretimizi güçlendirmek zorundayız"
Önümüzdeki döneme ilişkin hedeflerini de paylaşan Çandır, "Temel hedefimiz açık: Üretimimizi korumak, ticaretimizi güçlendirmek ve ürettiğimiz değeri artırmak. Antalya’nın geleceğini artık sektörleri birbirinden ayrı düşünerek planlayamayız. Tarımımız turizmle, turizmimiz ticaretle, ticaretimiz ihracatla; bütün bunlar da teknoloji, finansman ve sürdürülebilirlikle buluşmak zorunda" dedi. Antalya Ticaret Borsası olarak üreticinin, tüccarın ve iş dünyasının sorunlarını dile getirmeye devam edeceklerini belirten Çandır, çözüm önerileri geliştirmeyi ve ortak akıl oluşturacak çalışmalar yürütmeyi sürdüreceklerini kaydetti.
"Borsa organ seçimleri için seçim kuruluna başvuru yapılacak"
Çandır, "5174 sayılı Kanun gereği oda ve borsaların organ seçimlerinin Ekim-Kasım aylarında yapılması gerekmektedir. Bu kapsamda, Borsamız organ seçimlerinin Ekim ayında gerçekleştirilmesi amacıyla ilgili seçim kuruluna başvurumuzu gerçekleştireceğiz" dedi.